top of page

Ruhunu Satan Frankenstein

  • Yazarın fotoğrafı: Eylem
    Eylem
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur
“Kimlik artık keşfedilecek bir şey değil, inşa edilecek ve sürekli yeniden kurulacak bir projedir.”

Modern çağın Frankenstein’ı, ne bilimsel bir laboratuvarın soğuk taşlarında, ne de yıldırımların çarpışmasında doğar. O, kalabalıkların alkışından, pazarların ışıklı vitrinlerinden, ekranların büyülü yansımalarından doğar. İnsanın ruhu, artık kutsal bir öz değil; arzunun fabrikalarında işlenmiş, reklam panolarında parlatılmış bir üründür. Kapitalin dişlileri, onu sessizce öğütür; geriye yalnızca paketlenmiş kimlikler, etiketlenmiş benlikler kalır.


Bu performatif varoluşun daha ileri bir aşamasını Jean Baudrillard tanımlar: “Artık gerçeklik yoktur; yalnızca onun simülasyonu vardır.” Bu bağlamda yaşadığımız bu durumun ismine gerçeklik demek yerine imgeleme demek daha doğru olur.


Artık ruh, bir varoluşun içsel kıvılcımı ve fani bedenin ebedi masumiyetini taşıyan bir olgu olmaktan çok uzakta. Günümüzde ruh, sistemin terazisinde tartılan, pazarlarda ölçülen, vitrinlerde sergilenen bir eşyadır. Kişi kendi ruhunu kaybederken, fark etmez bile; çünkü etrafındaki herkes aynı açık artırmada, aynı mezatta payını çoktan bırakmıştır.


Zygmunt Bauman'ın “Kimlik artık keşfedilecek bir şey değil, inşa edilecek ve sürekli yeniden kurulacak bir projedir.” sözlerine geri dönecek olursak eğer bireyin kendini yeniden yaratmak isteğini tartışmalı ama hafife almamalıyız derim. Günümüzde kendini tanımlamaya çalışmanın bile bir fiyatı vardır çünkü. İnsanın gülüşü bir reklama, öfkesi bir slogana, bedeni ise sermayenin sessiz bir malzemesine dönüşür. Ve gün gelir, kendi benliğine baktığında bir maskeler zincirinden başka bir şey görmez: her halkası bir norm, bir beğeni, bir onay damgası.

İşte tam bu noktafa Oscar Wilde’ın o keskin sorusu zihni kamaştırır: “İnsan ruhunu satabilseydi, bunu kaç kişi yapmazdı ki?” Cevabı çok düşünmeye gerek yok. Nitekim etrafımıza baktığımızda bu satışı gündelik hayatın sıradan jestlerinde, bir market rafında veyahut hakikati barındırmayan bir dergi manşetinde görebiliriz. Ruh, artık metafizik bir varlık değil; kapitalin, beğenilerin, alkışların masasına yatırılmış bir meta hâline gelir.


O hâlde bir manifestonun tam yerindeyiz. Ruhlarımızı geri istemeliyiz. Onları pazarlardan, vitrinlerden, sahte parıltılardan çekip almalıyız.


Yorumlar


Haber Bültenine Kaydol

  • White Twitter Icon
  • White Instagram Icon

Tüm hakları tarafımızca saklıdır. 

bottom of page