top of page

Marksizm ve Aşk -Sınıf Bulamayan Aşıklar

  • Yazarın fotoğrafı: Eylem
    Eylem
  • 21 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Aşkın politik olmadığını söyleyenler, çoğu zaman en politik cümleyi kurduklarının farkında değildir. Çünkü aşk, yalnızca iki insanın birbirine duyduğu his değildir; aynı zamanda içinde yaşadığı çağın, ekonominin, kültürün ve sınıf ilişkilerinin de aynasıdır. Kime âşık olduğumuz kadar, aşkı nasıl yaşadığımız da içinde bulunduğumuz üretim biçimi tarafından şekillendirilir.


Marksizm denildiğinde akla ilk gelen şey elbette fabrikalar, emek, sermaye, sınıf mücadelesi ve devrimdir. Aşk ise çoğu zaman bu tartışmaların dışında, özel hayatın mahrem bir köşesine bırakılır. Oysa Karl Marx’ın düşüncesinde insan hiçbir zaman yalnızca ekonomik bir varlık değildir. İnsan, toplumsal ilişkilerinin toplamıdır. Eğer toplumsal ilişkiler değişiyorsa, sevme biçimlerimiz de değişir.


Bugün aşkın giderek bir tüketim nesnesine dönüşmesi tesadüf değildir. Flört uygulamaları, algoritmalar, ilişki koçları, romantik tatil paketleri ve hatta “doğru partner” vaat eden kişilik testleri… Kapitalizm yalnızca emeğimizi değil, yalnızlığımızı da pazarlamayı öğrendi. Eskiden insanlar birini tanımaya çalışırdı; bugün ise insanlar birbirini optimize etmeye çalışıyor. Sevginin yerini performans, sadakatin yerini seçenek bolluğu, bağlılığın yerini ise sürekli daha iyisini arama dürtüsü alıyor.


Bu noktada Marx’ın “meta fetişizmi” kavramı ilginç bir pencere açıyor. Marx, kapitalist toplumda insanların nesnelere gereğinden fazla anlam yüklediğini, buna karşılık insanlar arasındaki gerçek ilişkilerin görünmez hâle geldiğini söyler. Günümüzde bunun romantik ilişkilerdeki karşılığı oldukça belirgindir. Artık insanlar birbirlerinin karakterinden çok mesleğini, gelirini, sosyal medya görünürlüğünü ya da yaşam tarzını değerlendiriyor. Sevilen kişi, yavaş yavaş bir insan olmaktan çıkıp yatırım yapılacak bir projeye dönüşüyor.


Elbette Marksizm aşkı yalnızca ekonomiyle açıklamaz. Daha sonra Frankfurt Okulu düşünürleri bu tartışmayı genişletti. Herbert Marcuse, kapitalizmin yalnızca çalışma hayatını değil, arzuları da disipline ettiğini söyler. Ona göre özgür olduğunu sanan modern insan, aslında neyi arzulaması gerektiğini bile sistemden öğrenmektedir. Reklamlar bize neyi satın alacağımızı söylediği gibi, kimi çekici bulacağımızı, nasıl seveceğimizi ve hatta ayrılık acısını nasıl yaşamamız gerektiğini de fısıldar.


Erich Fromm ise belki de bu konuda Marx’a en insani kapıyı açan isimdir. Sevme Sanatı‘nda şu temel iddiayı ortaya koyar: Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen bir duygu değil; emek isteyen bir beceridir. Fromm’a göre kapitalist toplum insanı üretken olmaktan çok tüketici olmaya yönelttiği için, insanlar sevgiyi de tüketilecek bir deneyim gibi yaşamaya başlar. İlişkiler bozulduğunda tamir etmek yerine yenisini aramak, biraz da bu kültürün sonucudur.


Bugün sosyal medyada aşkın dili bile piyasanın diline benziyor. “Green flag”, “red flag”, “high value”, “low value”, “market değeri”, “ilişki yatırımı”… İnsanı anlatırken bile ekonomik kavramlara başvuruyoruz. Belki de fark etmeden Marx’ın en sert eleştirilerinden birini doğruluyoruz: Kapitalizm yalnızca fabrikaları değil, kelimeleri de ele geçiriyor.


Yine de Marksizmi romantizmi öldüren soğuk bir teori olarak okumak eksik olur. Tam tersine, Marx’ın erken dönem yazılarında insanın yabancılaşmadan kurtulduğu bir dünyaya duyulan özlem vardır. Çünkü yabancılaşan insan yalnızca işine değil, kendi duygularına da yabancılaşır. Sevememek bazen bireysel bir başarısızlık değil, toplumsal bir sonuçtur.


Belki de bu yüzden aşk, en küçük ölçekte verilen en büyük sınıf mücadelesidir. Sevdiğimiz insana gerçekten zaman ayırmak, onu üretken olduğu kadar kırılgan hâliyle de kabul etmek, sürekli tüketmeye zorlayan bir çağda sadakati seçebilmek… Bunların her biri, piyasanın mantığına karşı küçük ama anlamlı itirazlardır.


Aşk dünyayı tek başına değiştirmez. Marx’ın da söyleyeceği gibi tarihi değiştiren şey örgütlü insan eylemidir. Ama dünyayı değiştirecek insanlar birbirini sevmeyi unutursa, kurulacak yeni düzen eskisinin başka bir kopyasına dönüşebilir.


Belki de asıl mesele, kapitalizmin bize “birini elde etmeyi” öğretirken, “bir insanla birlikte yaşamayı” unutturmuş olmasıdır.


Aşk politiktir ve doğru aşk yine örgütlü insan eylemi gerektirmektedir diyerek yazımı yalnız bırakıyorum.


Sevgiyle ve mümkünse yeni dünya düzeninde aşkla kalın,


Eylem.



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Haber Bültenine Kaydol

    Tüm hakları tarafımızca saklıdır. 

    bottom of page